deneylere meraklıysanız işte size göre bir site...
  EVRENİN EFENDİSİ
 

EVRENİN EFENDİSİ
 
Biyografi okyanusunda Albert Einstein beyaz balinadır. İhmale gelmez, yakalanması imkansızdır ve olabildiğince semboliktir. Adı ve yüzü, deha ile eş anlamlı hale gelen birisini takip etmeye kim dayanabilir? Amazon.com hali hazırda, 1971 yılında Ronald Clark'ın yazdığı eşsiz portreyi de içeren 200'den fazla Einstein biyografisi ve hatıratı listelemektedir. Şimdi iki tane yeni eser bunlara ekleniyor. Time dergisinin eski editörü Walter Isaacson samimi ve biraz popülist bir yaklaşımla Einstein'ı ele alıyor. Alman bir gazeteci ve biyokimyacı olan Jürgen Neffe, 2005 yılında Almanya'da yayımlanan ve Shelley Frisch tarafından temiz bir biçimde tercüme edilen daha araştırmacı, biraz asık suratlı biyografinin genişletilmiş biçimini sunuyor. Her iki yazar da, geçen yıl İbrani Üniversitesi tarafından sunulan şahsi mektup hazinesi de dahil olmak üzere Einstein’ın gün yüzüne çıkarılmamış parçalarını ortaya çıkarma amacını taşıyor. Daha derin seviyede bu kitaplar, varlıklarını yeni bir irfana değil, eski bir hayal kırıklığına borçlular. Einstein’ın ölümünden yarım yüzyıl sonra bile onun teorileri ve onu açığa çıkaran zihin her zaman olduğu gibi hala insanları şaşırtmaktadır.

Isaacson, 1905 yılında 26 yaşındaki patent memurunun kafasındaki fizik dünyasını açarak yayınladığı beş dönüm noktası makaleyi tanıtarak başlıyor. Bunlardan ikisi atomların boyutları ve hareketleri ile ilgili yeni analizler ortaya koyuyordu. Zekiceydiler, fakat Mart 1905'te yayımlanan ve kuantum mekaniğinin temellerini oluşturan "Işığın Üretimi ve Dönüşümü ile İlgili Buluşsal Bir Bakış Üzerine" makalesinin yanında yan gösteri olarak kalıyorlardı. Beş yıl öncesinde Max Planck, nesnelerin ışığı ayrık enerji birimleri ile (kuanta) yaydığını ya da emdiğini ileri sürdü; fakat bu iddiayı matematik bir kural olarak ele aldı. Einstein, yazılı bir biçimde Planck'ın kuanta kavramının fotoelektrik denen ve ışığın bazı maddelerde elektrik akımı oluşturmasını sağlayan (güneş pilleri gibi) gizemli etkiyi açıklayabileceğini gösterdi. Bu önerme göründüğünden daha yakıcıydı. Isaacson'un ifadesi ile "klasik fiziği yakıp tüketebilecek bir alev" idi. Eğer ışık parçacıklardan oluşuyordu ise, davranışı istatistiksel olarak açıklanabilirdi ve dünya artık katı bir nedensellik kanununa dayanmayabilirdi. Bu o kadar düzen bozucu bir mefhumdu ki, Einstein, Tanrı'nın evrenle kumar oynamayacağını söyleyerek bu iddiasını geri çekti.

1905 yılındaki makalesinde Einstein, ergenliğinden beri kafasını kurcalayan bir problemden esinlenerek özel izafiyet teorisini ileri sürdü. Eğer bir ışık ışınını yakalayıp onunla birlikte hareket edebilirsen bu ışın nasıl görünür? Standart düşünce garip bir elektromanyetik alanın yerinde durduğunun ve deli gibi salınım yaptığının görüleceği şeklindeydi. Bu Einstein'a pek bir şey ifade etmiyordu, çünkü bu iddia ışığın davranışının, gözlemcinin bilinmeyen, görülmeyen bir referans takımına göre olan hareketine bağlı olacağını söylemekteydi. Bunun yerine Einstein radikal bir çözüm önerdi. Ne kadar hızlı hareket edilirse edilsin, ışık her zaman ışık hızında ilerliyormuş gibi görünecektir. Bu iddia baştan aşağı uygulanabilir. Fiziğin kuralları, hal ve izafi hareketten bağımsız olarak bütün gözlemciler için aynıdır. Böyle bir şey ancak zaman ve mekanın, fizik kanunlarının tutarlı görünümünü sağlayacak şekilde eğilmesi ile mümkündür. "Bura"yı tanımlayan mutlak bir referans ve "şimdi"yi tanımlayan evrensel bir tanım yoktur. Isaacson, bunu, "fizik tarihinin en zarif yaratıcı adımlarından" biri olarak adlandırıyor.

Neffe, Einstein’ın hayatındaki en önemli dönüm noktası olarak daha geç bir tarihi işaret ediyor: 6 Kasım 1919. O gün, Britanya Krallık Cemiyeti ve Krallık Astronomi Cemiyeti'nin ortak bir oturumunda, Einstein'in en büyük iddiasının, yani genel izafiyet teorisinin teyit edildiği duyuruldu. Teoriye göre kütleçekimi ışığı bükme gücüne sahiptir. Bir güneş tutulması esnasında iki astronom ekibi güneşin etrafındaki yıldızlar üzerinde bu etkiyi ölçmeye çalıştılar. Kraliyet Astronomu Sir Frank Royal, sonuçların şüpheye yer bırakmayacak biçimde Einstein’ın tahminlerini doğruladığını açıkladı. (Yıllar sonra, sonuçların ciddi bir takım şüpheler barındırdığı, fakat kendisi gibi Einstein yandaşlarının sezgisel olarak teorinin doğruluğuna inandıkları için doğru kabul ettikleri ortaya çıktı.) Londra'nın The Times gazetesi bulguları "insan düşüncesinin en önemli bulgularından biri" olarak açıkladı. Takip eden günlerde diğer dünya medyası da konuyu takip etmeye başladı. Bir bölümde, Neffe, Einstein’ın bütün dönem için yeniden bir efsane ve mit, idol ve ikon olarak doğduğunu yazıyor.

Genel izafiyet teorisi, özel izafiyetin şaşırtıcı bir olgunlaşmasıydı. İlk teori, sadece sabit bir hızda hareket eden birisinin yaptığı gözlemlere uygulanabiliyordu. Takip eden teori ise daha genel biçimde, hızlanıyor ya da yavaşlıyor olarak görülen birisi içinde uygulanabilme imkanı verdi. Bir düşünce problemi daha kesin olarak kanıtlanmıştı. Bir işçi çatıdan düşecek olsa, o an için yerçekimini hissetmez. Niçin? Bu sıradan problemde Einstein yalın bir fizik gerçeği olan kütleçekimi ve ivmelenme arasındaki bağlantıyı kullanıyor. İşçi normalde kütleçekimi nedeni ile ağırlık hisseder, fakat aslında bu sadece aşağı doğru sabit bir ivmedir. Aşağı düşme gibi bir durumda buna karşı koyan bir şey olmayacağı için bu his kaybolur. Einstein durumu tersine çevirdi ve uzayda gezinen bir asansörü ele aldı. Asansör yukarı doğru ivmelendiğinde içindeki insan aşağıya doğru bir ivmelenme hissedecektir. Bu kütleçekimine benzer fakat ondan ayırt edilemeyen bir etkidir. Kütleçekimi, Newton'un tarif ettiği gibi, bizi gezegene çeken bir kuvvet değildir. Daha ziyade, daha doğru bir düşünce olarak, Dünya'nın kütlesi nedeni ile oluşan bir eğilmedir. Bu da bizim uzay-zaman içerisindeki yörüngemizi yere doğru çekmektedir. Neffe'nin kelimeleriyle "kütleçekimi geometridir". Uzay ve zamanın şeklini belirler. Madde olmazsa uzay ve zamanın anlamı olmaz.

Bunlar bilimdeki en güçlü fikirlerden bazılarıdır ve hem Isaacson hem de Neffe bunları canlılıkla ve vukufiyetle anlatır. Neffe özellikle bunların Einstein’ın önceki saplantılarındaki yerine doğru yol alır ve tam olarak genel izafiyet teorisinin en son kozmik teorileri inşa ettiğini gösterir. Ne yazık ki konu temelli yapısı bazı yerlerde oyalayıcı bir biçimde kıvrılır. Isaacson'un daha düz ve kronolojik yaklaşımı ile diyalog tarzı yazımı daha canlıdır. Eğer izafiyetle alakalı 600 sayfalık bir kitap başucu kitabı olarak tanımlanacaksa "Einstein: Hayatı ve Evreni" bu tanımlamaya uymaktadır. Isaacson'un Einstein'ı, sağlam siyasi gerçeklere uyum sağlayabilen fakat bu esnada özgürlük ve sosyal eşitliğe olan temel inancını kurban etmeyen esnek bir hümanisttir. Neffe'nin Einstein'ı ise daha toy bir idealisttir ve sağlam olmayan temellere dayanmaktadır. 1940 yılında Birleşik Devletler vatandaşlığı alarak 2. Dünya Savaşı sonrası sözünü sakınmayan bir tek-dünyacı olan Einstein, J. Edgar Hoover'ın FBI'ı tarafından yakından izlenmiştir. Isaacson'a göre Einstein bu şüpheleri aşmış ve gerçek bir Amerikalı olmuştur. Güvenlik ve bağlılık teftişi dalgalarına, bir ulusun gerçek değerlerini korumak adına karşı çıkmıştır. Birleşik Devletler'i farklı bir biçimde Almanya perspektifinden gören Neffe'ye göre Einstein, özgürlük seven Amerika yanılsamasını örtmüş ve son yıllarını iş arkadaşları ve hemşerilerinden ayrı bir biçimde geçirmiştir.

Bu farklı karakterler, kaçınılmaz bir şekilde irdelenen Einstein’ın aşk hayatına da uzanmıştır. Biliyoruz ki, evliliklerinden önce Einstein ve ilk karısı Mileva Maric'in Lieserl adında gayrı meşru bir kızları olmuştur ve bilinmeyen bir kadere terk edilmiştir. Margarita Konenkova adında ünlü bir Rus ajanı da dahil bir çok vukuatı vardır. Einstein'ın Zürih Politeknik Üniversitesi'nde burslu bir öğrenci olan ve kendi bilimsel kariyerini mahveden Maric ile evliliği fırtınalıydı ve şaşırtıcı biçimde kaba idi. Kuzeni Elsa ile olan ikinci evliliği de genel olarak pragmatikti. Isaacson genelde Einstein'ın dengeleyici sıcaklığını vurgularken, Neffe soğukluğuna odaklanır. İki hikaye de, belki de en kötü açığa çıkan olguda birleşir: Elsa'nın kızı Ilse'nin mektubu. Bu mektupta Ilse, Einstein'ın hem kendisi hem de annesi ile oyalandığını ve kendisine kimin gelin olacağının kararını kendilerine bıraktığını iddia etmektedir. Neffe alelacele, Einstein'ın davranışını bir erkeğin bir kadına davranırkenki en küçük düşürücü yol olarak itham eder. Isaacson hikayenin tek kaynağı olan mektubu iyi niyetle inceler ve mektubu, Ilse'nin, istikrarsız bir ilişkisi olan erkek arkadaşını müstehcen bir uydurma hikaye ile aldatmaya çalışması olarak niteler.

Umarım ki Isaacson bir adım daha geriye gitme cesareti bulmuştur ve Einstein ruhunda yatan soruyu sormuştur: Bu gizli kusur hikayeleri Einstein’ın zihni ve dehanın daha geniş doğası hakkında bize ne verir? Onun romantik maceraları hakkındaki her bir ifşaat, haber yayınlarında bir nakarat olmaktadır. Fakat Einstein'ın da bir insan olduğunu ve zaman zaman aptalca ve anlık kararlar verebileceğini öğrenmek neden bu kadar heyecan vericidir? Burada Birleşik Devletler magazini karakterinde bir esinti vardır: "Einstein, o da sadece bizim gibi biri!"

Gerçekte Einstein, diğer fizikçiler gibi de değildir. Bir defasında arkadaşı Carl Seelig'e "Benim hiçbir özel yeteneğim yok" diye ısrar etmiştir. "Ben sadece sabırlı bir meraklıyım." Fakat Isaacson'un da belirttiği gibi bu sabırlı meraklılık Einstein'ın özel hediyesiydi. Meslektaşlarının ihmal ettiği doğanın gizemleri üzerinde kuluçkaya yatar ve onları küçük bir çocuk gibi acımasız sorularla inceden inceye tahlil ederdi. Bu odaklanmasını muazzam bir süre sürdürdü. 10 yıl özel izafiyet, sekiz yıl genel izafiyet ve 30 yıldan fazla da bütün fiziği bir arada örebilecek "birleşik teori" üzerinde çalıştı.

Bütün bunlar emeksiz değildi elbette. Neffe'nin bir insan olarak Einstein'ı engin bilgili ve oldukça yalnız olarak tanımlaması biraz abartı olabilir, fakat en azından bu tekil imajına karşı ödediği gerçek bedele temas etmektedir. Isaacson, Einstein’ın fikirlerini, sorumluluk sahibi vatandaşlar için ulaşılabilir kılmak uğruna sarf ettiği emekle bilimin takip edilmesi, kahramanlarının destanlarının bize hatırlattığı gibi güzel bir görevdir. Einstein’ın aklının hayatına acımasızca adanmışlığı sadece çekici değildir. Ne yazık ki bu evliliklerini aşındırmıştır, çocuklarını uzaklaştırmıştır ve hatta onun çalışmasını devam ettirecek öğrencileri bundan vazgeçirmiştir.

Bugünün takım çalışmasına, sürekli yayın çıkarılmasına ve bütçe için rekabete vurgu yapan araştırma ortamı, Einstein'ın çalışma tarzına ters gelmektedir. Fizikçi Lee Smolin, bugünkü bilim adamlarının kendilerini Einsteincı olarak görmediklerini belirtiyor ve "Çünkü çoğumuzda Einstein’ı taklit edecek cesaret ve sabır yok" diyor. Belki birkaç kişi için yeni Einstein biyografileri azamete bir çağrı olarak işe yarayabilir. Geri kalanımız için ise bize verecekleri en değerli şey, Einstein’ın ifadesinde, “İnsanlık aleminin en büyük ifadesi olan evrensel gerçekliğe bağlılığı sağlayan kozmik dini duygudan alınacak lezzettir.”

 
  Bugün 9 ziyaretçi (20 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=